Geri git   A-Z ye Herkonu > Genel Konular

Cevapla
 
Seçenekler Stil
 
 'Bir Öğrencimin Bana Öğrettikleri'
Alt 27.12.07, 15:10   #1
hahuer
Herkonu.com Fanatik
 
Üyelik tarihi: Sep 2007
Mesajlar: 160
Tesekkür etmis: 35
Tesekkür almis 46 -> 28 Konu
Standart 'Bir Öğrencimin Bana Öğrettikleri'

özellikle anne babalara.........



>
>
> Bir Öğrencimin Bana Öğrettikleri..
>
> Yazan: Doğan Cüceloğlu
>
> Kaliforniya'da Long Beach şehrindeki Eyalet Üniversitesi'nde öğretim üyesi
> olarak ders verirken, aynı sömestrde benim iki dersimi alan bir kız
> öğrencim dikkatimi çekmeye başlamıştı. Bu genç bayanın şu özelliklerinin
> farkına varmıştım: Her şeyden önce çok güzel bir kızdı; gözüm gayri
> ihtiyari ona gidiyordu. İkinci olarak çok iyi bir öğrenciydi; bütün sınav
> ve ödevlerde en yüksek notu o alıyordu. Ayrıca, çok hanımefendi, çok nezih
> bir kişiliği vardı. Bölümün bir pikniğinde kız öğrencimin nişanlısıyla
> tanıştım ve itiraf edeyim, ilk aklımdan geçen, "Armudun iyisini ayılar yer"
> düşüncesi oldu. Yukarıda özelliklerini saydığım o güzel kızın bana
> tanıştırdığı erkek, yirmi yedi-yirmi sekiz yaşlarında, saçı biraz dökülmüş,
> şişman denecek kadar toplu, çirkin, kısa boylu biriydi.
>
> Bu kişiye parası için yüz vermiş olabileceğini düşündüm. Daha sonra
> öğrendim ki, bu genç adamın parasal gücü yok; başka bir üniversitenin
> psikolojik danışmanlık bölümünde doktora öğrencisi olarak okula devam
> ediyor ve ileride akademisyen olarak kariyer yapıp profesör olmak istiyor.
>
> Acaba benim güzel öğrencim bu adamda ne bulmuştu? Bir hafta sonra ders
> çıkışı koridorda öğrencimin yanına yaklaştım ve Sally adıyla anacağım
> öğrencimle aramızda şöyle bir konuşma geçti:
>
> "Sally, nişanlınla nasıl tanıştığınızı merak ediyorum?
>
> "Bir kilise faaliyetinde aynı komitede çalıştık; o zaman tanıdım kendisini
> "
>
> "Nesi seni etkiledi; hangi özelliklerini sevdin?
>
> Sally, bir Amerikalı olarak bu soruyu hiç beklemiyordu. Amerikan
> kültüründe, bu tür sorular kişinin mahremiyetine tecavüz olarak kabul
> edildiğinden pek sorulmaz. Amerikan kültürüne göre ben o anda Sally'nin
> mahremiyetine 'burnumu sokuyordum.'
>
> Şaşkınlığı geçince çok içten, gözlerinin içi gülerek, "O şahane bir insan;
> o benim kahramanım! Ben ondan çok şeyler öğrendim" dedi.
>
> O anda ilk hissettiğim şey kıskançlık duygusu oldu. Güzel bir kadının
> erkeğine, "Sen benim kahramanımsın" duygusu içinde bakmasının erkeğe
> verilmiş en büyük hediye olduğunu hissettim ve anladım. Bu hediyeyi,
> hayatım boyunca hiç almadığımı biliyordum ve o kişiyi kıskandım.
>
> "Nasıl yani?" dedim.
>
> "Frank bir yetimhanede büyümüş. Yetim olmanın ne demek olduğunu bildiği
> için, üniversite öğrencisi olunca, yetimhaneden iki çocuğa ağabeylik yapma
> kararı almış. Haftada on saatini onlara ayırıyor; onlarla buluşup oynuyor,
> kitap okuyor, onları müzeye götürüyor. Onların iyi gelişmesi için elinden
> geleni yapıyor. Biri ameliyat oldu, hastanede yatıyor ve Frank şimdi
> akşamları hastanede kalıyor, geceleri ona bakıyor."
>
> Yüzüme tokat yemiş gibi oldum. Utandım. Kendime kızdım. Ben güya en yüksek
> eğitim düzeyine gelmiş biriydim ve karşımdakini hala dış görünüşe göre
> yargılıyor ve onu "ayı" olarak görüyordum. İçimdeki pislikten utandım. Bir
> süre sonra Sally'nin içinde yetiştiği aile ortamını merak etmeye başladım.
> Şöyle bir mantık yürüttüm: o adama baktığım zaman ben neden, 'Armudun
> iyisini ayılar yer' diye düşündüm? Çünkü ben, içinde yetiştiğim ortamda sık
> sık bu benzetmeyi duyarak büyümüştüm. İçinde yetiştiğim ortam beni nasıl
> etkilemişse, Sally'nin içinde yetiştiği ortam da onu öyle etkilemiş
> olmalıydı.
>
> Birkaç hafta sonra Sally'e, ailesinin nerede oturduğunu sordum. Los
> Angeles'in üç yüz elli km kuzeyindeki bir kasabada oturuyorlarmış. Onun
> ailesiyle tanışmak istediğimi, bunu mümkün olup olamayacağını sordum.
> "Kendilerine bir sorayım, eminim sizinle tanışmak isteyeceklerdir" dedi ve
> iki gün sonra, "Ailemle konuştum; sizinle tanışmaktan mutlu olacaklarını
> söylediler" dedi. Dört-beş hafta sonra San Francisco'ya gidecektim,
> Sally'nin ailesinin yaşadığı kasaba yolumun üstündeydi, onlara uğrayabilir,
> onlarla tanıştıktan sonra yoluma devam edebilirdim.
>
> Bu planımı Sally'e söylediğimde Sally, "isterseniz beraber gidebiliriz,"
> dedi. Ailesine haber verdi. Onlar da sabah kahvaltısına gelmemizi
> söylemişler. Long Beach'ten sabahın altısında yola çıktık ve dokuz buçuk
> civarında Sally'nin ağabeyi Brian'ın evine vardık. Sally'nin babası George
> orada buluşmamızı uygun görmüş. Çok güleryüzlü bir aileydi. Brian'ın, en
> ufağı dört yaş civarında dört çocuğu vardı.
>
> Ziyaret ettiğim bu güleryüzlü sıcak ailede, iki olay gerçekten dikkatimi
> çekti. Bunlardan ilki, Sally'nin babası George'un torunlarıyla konuşurken
> onların göz hizalarına inmesiydi. Bunu o kadar doğal yapıyordu ki, artık
> farkına varılmadan yapılan bir davranış olduğu belliydi. Sally'ye,
> babasının torunlarıyla hep böyle mi konuştuğunu sordum. "Evet" yanıtını
> alınca, kendisi çocukken de babasının, onunla göz hizasına inerek mi
> konuştuğunu sordum. "Evet, biz böyle biliyoruz. Ağabeyim Brian da
> çocuklarıyla böyle konuşur; ben de kendi çocuklarımla böyle konuşacağım.
> Biz böyle biliyoruz", dedi. Tüylerim diken diken oldu. Ben üniversite
> öğretim üyesiydim ve insan psikolojisi benim uzmanlık alanımdı ama üç
> çocuğumdan hiç biriyle göz hizasına inerek konuştuğumu hatırlamıyordum.
> Kendime kızdım; sonra kendime kızmaktan da vazgeçtim, beni yetiştirenlere
> kızdım, sonra onlara kızmaktan da vazgeçtim ve bütün nesilleri yetiştiren
> kültür ortamına kızdım. Daha sonra kimseye kızmayacağımı anlayarak, oradaki
> öğrenme fırsatından yararlanmaya karar verdim. Torunlarının önünde diz
> çökerek konuşan dede George'a, "Beyefendi, çocukların göz hizasına inerek
> konuşuyorsunuz!" dedim. Bana biraz şaşkınlıkla gülümseyerek, "Tabii, onlar
> küçük insanlar!" yanıtını verdi. Öyle bir bakışı vardı ki, bu bakış sanki
> 'Bu kadar doğal bir şey ki, herhalde bunu herkes yapıyordur; sen yapmıyor
> musun?' diyordu.
>
> O bakışa karşı bütün yaptığım, mahcup bir gülümseme oldu.
>
> Bu güleryüzlü sıcak ailede dikkatimi çeken ikinci olay, Sally'nin ağabeyi
> Brian'ın davranışı oldu. Brian, Pasifik ülkeleriyle ticaret yapan, oldukça
> varlıklı biriydi. Evlerinin büyüklüğünden, yüzme havuzundan,
> çiftliklerinden, arabalarının türünden ailenin zenginliği belli oluyordu.
> Kahvaltıdan sonra saat on bir dolaylarında telefon çaldı ve Brian bir süre
> telefonla konuştu. Ofisten arıyorlarmış, Koreli bir işadamı Los Anegeles'ta
> imiş, kendisiyle görüşmek için helikopterle saat 14'te gelmek istiyormuş.
> Başka bir randevusu olduğunu söyleyerek bu teklifi reddetmiş olan Brian,
> bize durumu şöyle açıkladı: "Dört çocuğum var ve her hafta biriyle dört
> saat başbaşa geçiririm. Bugün dört yaşındaki kızım Mary'le randevum var.
> Çocuklar çok çabuk büyüyorlar, eğer dikkat etmezsen, bir bakıyorsun,
> büyümüşler ve onlarla beraber zaman geçirme olanağı kaybolmuş."
>
> Brian'ın yaşam vizyonunu sormadım, ama davranışından nelere öncelik verdiği
> belli oluyordu. Brian için çocukları şüphesiz en az işi kadar önemliydi.
> Brian'ın yaşamında bununla ilgili bir pişmanlık duygusu, bir 'keşke'
> olmayacak.
>
> Sally'e sordum: "Baban seninle randevulaşır mıydı?"
>
> "Evet", dedi, "yalnız benimle değil, her çocuğuyla sırasıyla başbaşa zaman
> geçirirdi. Ve ilave etti, "Biz böyle gördük, böyle biliyoruz. Benim
> çocuğumun da babası böyle yapacak!". Gülümseyerek, "Nereden biliyorsun?"
> diye sordum.
>
> "Biz Frank'le konuştuk" diye cevap verdi. Yine içim cız etti. Daha doğmadan
> çocuğun gelişme ortamıyla ilgili bir bilinç oluşmuştu.
>
> Kendi çocuklarıma içim yandı. Evlenmeden önceki bilincimi, kafamın
> karmaşıklığını, evlendiğim kıza ettiğim eziyetleri ve ondan da acısı, kendi
> yavrularıma çektirdiğim acıları düşündüm. Biraz daha düşününce kendimin de
> acı çektiğini anladım ve bu sefer kendi çocukluğuma içim yandı. Daha sonra
> babamın, anamın çocukluğuna içim yandı. Ve son durak olarak ülkemin tüm
> çocuklarına içim yandı.
>
> Yine kimseye kızamayacağımı anlayınca, 'bundan sonra ne yapabilirim'le
> ilgili düşünmeye karar verdim. İşte değerli okurum; yazdığım kitaplar,
> verdiğim seminerler, hazırladığım televizyon programları, 'Ne yapabilirim?'
> sorusuna verdiğim yanıtların öğeleridir. Sally'nin içinde yetiştiği ortamı
> görmüş ve anlamış biri olarak onun davranışlarına şimdi daha iyi anlam
> verebiliyorum. Sally, içinde yetiştiği ailede, varoluşun beş boyutunu da
> doya doya yaşayabilmişti. Çocuğun hizasına inerek onunla göz göze
> konuştuğunuz zaman çocuk, 'Sen varsın, sen doğalsın, sen değerlisin, sen
> güçlüsün ve sen sevilmeye layıksın', mesajı alır ve çocuğun CAN'ı beslenir.
>
>
> Çocuğuyla randevusuna sadık kalan baba, 'Seninle zaman geçirmek istiyorum,
> seni özledim', mesajını güçlü olarak verir. Çocuk bu mesajı zihinsel olarak
> değil, sezgisel olarak alır ve aldığı bu sezgisel mesajlar sayesinde
> çocuğun hamuru, 'Ben sevilmeye layık biriyim!' diye yoğrulur.
>
> Bir ana babanın çocuklarına verebileceği en büyük miras, varoluşun beş
> boyutunda beslenmiş ve buna inanmış güçlü bir CAN'dır.
__________________
http://www.hahuer.azbuz.com
Offline   Alıntı ile Cevapla
Tesekkür edenler:
betulkevser (28.12.07), mahoaga84 (27.12.07)
 
Alt 28.12.07, 21:54   #2
betulkevser
Herkonu.com Fanatik
 
betulkevser - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Üyelik tarihi: Nov 2005
Mesajlar: 134
Tesekkür etmis: 29
Tesekkür almis 70 -> 4.294.967.291 Konu
Standart

keske toplum olarak ferd ferd çocuk yetiştirme konusunda eğitim alsak keske sokağa bıraktığımız cocuklarımızla biraz ilgilensek keske bir ebeveyn olarak görevlerimizi bilsek ve hiç olmassa %10 unu yerine getirmeye calışsak güzel bir paylasım tesekkürler ...........
__________________
...Önümde Bir Yol Var Yürüyorum Sessiz

İçimde Bir Ses Var Benden Sessiz...
Offline   Alıntı ile Cevapla
 
Alt 02.01.08, 21:47   #3
dost
Herseyden Haberi Var
 
dost - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Üyelik tarihi: May 2003
Mesajlar: 1.171
Tesekkür etmis: 232
Tesekkür almis 1.405 -> 462 Konu
Standart

Güzel bir yazıydı..Doğan Cüceloğlunun kitaplarıda bu güzellikte zaten..Yanı ders cıkarmak ısteyene cok sey ıfade edıyo..Aslında cocuktan evvel anne baba okulları var genelde tr de evlılık olduktan sonra ve cocuklar dunyaya geldıkten sonra gıdıyolar falan..Ama evlılıkten evvel boyle anne babayı yetıstırmek ıcın anne baba okulunu mecburi tuttsalar daha verımlı olcak.Tabı yıne dıgerınıde sukur aıleler gecte olsa bu okullara devam ederek (Bazı okullarda ogretmenler yonlendırıyo) ne kadar eksıklerı oldugunu anlıyolar..Umarım bazı seylere gec kalmadan bılınclenır aıleler..Cunku cocugun karakterı 6 yasında tamamlanıyo..Dıgerlerı ıse dıs etkenler falan..Guzel paylasım ve önemli bir konuydu..Tesekkurler.. ..
__________________
..Eskiden Yeterdim Kendime..Artardım Bile..Simdi Ne Yapsam Nafile..Kim Demiş Can Eskimez Diye..Bu Can Tedirgin Tende..Canda Eskimiş Bende..
Offline   Alıntı ile Cevapla
Cevapla


Konuyu Toplam 1 Üye okuyor. (0 Kayıtlı üye ve 1 Misafir)
 
Seçenekler
Stil

Yetkileriniz
Yeni Mesaj yazma yetkiniz aktif değil dir.
Mesajlara Cevap verme yetkiniz aktif değil dir.
Eklenti ekleme yetkiniz aktif değil dir.
Kendi Mesajınızı değiştirme yetkiniz aktif değil dir.

Smileler Açık
[IMG] Kodları Açık
HTML-KodlarıKapalı
Gitmek istediğiniz klasörü seçiniz


Bütün Zaman Ayarları WEZ +2 olarak düzenlenmiştir. Şu Anki Saat: 15:00 .

Powered by Herkonu team