A-Z ye Herkonu

A-Z ye Herkonu (http://www.herkonu.eu/index.php)
-   Atatürk ve Türkiye Cumhuriyeti Tarihi (http://www.herkonu.eu/forumdisplay.php?f=41)
-   -   Financial Times - 1937 (http://www.herkonu.eu/showthread.php?t=9106)

sudafed 25.09.10 20:14

Financial Times - 1937
 
Financial Times gazetesinde yayınlanan İsmet İnönü'ye ait demeçten bir bölüm;

-Atatatürk açık meydanlarda halka yeni alfabeyi öğretmeye çalışırdı.Son iki yüzyılda bu ülkeyi yönetenler, felaketler karşısında halkın hiddetini yenmek için tek çare bilirlerdi.

Kadınların peçelerini daha da kalınlaştırmak ve çarşafların uzunluğuna yeni ölçüler bulmak.

Böyle bir ortamda Atatürk kadınları mahkemelerde üye, devlet dairelerinde memur, okulda öğretmen, laboratuarda kimyager yapmak için güç kullanmadan toplumu eğitti.

gazogazo 14.02.11 13:41

bunun orjinalini bulmak mümkün mü acaba?

sudafed 07.06.15 13:34

The Financial Times Londra dan naklen 8 Şubat 1937 tarihli Ulus Ankara dan:

Atatürk için benden bir yazı istediler. Kendisine bu kadar yakınlığım, bir bakıma göre bu mevzuda bana bazı imkânlar vermek lâzımdır. Bir bakıma göre de benim bu mevzudaki salâhiyetim münakaşa götürür.** Her iki muhakemede de hakikatler bulunabilir. Bunların derecesini tayin etmeği başkalarına bırakarak cesaretle ve memnuniyetle yazmağa başlıyacağım.

Yazacaklarım, yerin imkân ve icabı olarak, ancak Atatürkün birkaç hususiyeti olacaktır. Her büyük sanatkârda onun insanî ve şahsî hususiyetleri eseri üzerine tesir ettiği gibi, Atatürkün şahsî hususiyetleri de Türk cemiyetinin hayatına ve Türk Devlet ve Hükûmetinin siyasetine derin tesirler yapmıştır.

Atatürk'ün sevdiği şey

Mücadeleci ve inkılâpçı tabiatte yaratılmış olan Şefimiz, cemiyet ile yaşamağı ve cemiyet ile çalışmağı pek sever. Kalabalık bir cemiyette ilmî veya içtimaî bir meselenin müzakere edildiğine rasgelmek ve müzakereye karışmak saatlerce münakaşa etmek, onun için müstesna bir zevk vesilesidir. Bunun gibi, kendi düşündüğü veya tetebbu ettiği bir mevzuu, birçok muhataptan mürekkep bir toplantıda anlatmak, onları münakaşaya davet etmek, onları ikna etmek için, zihin ve kuvvet sarfetmek pek tatlı bir iştigalidir.

Atatürk'ün bu hassası, evde çocukların az söylemeğe [az konuşmaya], cemiyette insanların susarak önüne bakmağa çalıştırıldığı bir muhit için çok feyizli bir münebbih olmuştur. Halk içinde yaşamağı seven Devlet Reisinin diğer vazife sahiplerini de halk içine atması [yönlendirmesi] tabiî bir şeydir.

Yeni devir ve rejim kuranlardan, eski ve yeni zamanlarda halk ve cemiyet içinde iş görmek namına, Atatürkten ilerisini ve barizini bulmak güçtür. Bunun için yalnız şahsî temayül ve zevk te kifayet etmez, mevki ve vaziyet büyüdükçe, geniş temas ve münakaşaların riskleri de artar. Açık bir meydanda herkesle konuşur ve hele münakaşa ederken, ummadığınız birisi hiç hazır olmadığınız bir mevzu üzerine meseleler ortaya atabilir. Bu karşılaşmalardan, halk nazarında isabetli olarak çıkabilmek için fikren çok sermaye, intikal ve kavrayış olarak ta çok meziyet ister.

Emniyet ve hakimiyetle konuşmak Onun sanatıdır

Birçok yabancı muharrirlerin Atatürk için hiç hazırlıksız rastgeldiklerinde hayran kalmaları bundandır. Ansızın ilmî ve siyasî dolaşık mevzular karşısında kalınca, emniyet ve hakimiyetle konuşmak onun sanatıdır.

Cemiyet yaşayışına olan istidadı, onun ikna kabiliyetini azamî derecede tekemmül ettirmiştir. Burada, bilhassa ciddî meseleler mütalea etmek için toplanmış mümtaz heyetlerdeki ikna kuvvetini tebarüz ettirmek isterim. Atatürkün, Cemiyet ile söyleşmek ve onunla iş görmek hevesi, bu memlekete pahası ölçülmez iyilikler yapmıştır.

1919 ihtilâline girdiğinden itibaren, fikirlerini kongrelere, heyetlere ve fertlere anlatmağa çalışıyor. Nihayet, çetin silâh hareketleri ile hallolunacak muğlak davalar için, her şeyden evvel, cemiyeti ikna etmeğe, yani cemiyet yapmağa teşebbüs ediyor. Bu zihniyetin en büyük eseri, 1920 de Türkiye Büyük Millet Meclisinin meydana gelmesi olmuştur.

Büyük Millet Meclisi, milletin arzusunu ve iradesini kendi nefsinde toplıyor, dahilî ve haricî hasımlar ise, her şeyden evvel, Millet Meclisinden ve herhangi bir mecliste ve cesur münakaşalardan çekiniyorlardı. Manevî bakımdan millî dava, gayet esaslı bir temsile ve münakaşası mümkün olmıyan millî salâhiyete bağlanmış idi. Vaziyet, bütün düşünceli, vatanperver ve sinirleri salim olan vatandaşları bir anda toplamış idi.

Harp ve ihtilâl içinde bulunan bir milletin meselelerini meclis ile idare etmek kolay bir iş değildir. Atatürkün, cemiyet içinde yer tutmak ve çalışmak hassasıdır ki, bu temiz ve çetin idareyi bize temin etmiştir.

Büyük Meclisin nüfuzu

Milli kıyamın ilk devresinden sonra da Büyük Millet Meclisi, memleketin mukadderatında en büyük salâhiyet ve tesiri muhafaza etmiştir. Büyük Meclisin nüfuzu, orada birçok partilerin faaliyette bulunmamasına bakılarak, dışardan kâfi derecede kavranılmamaktadır. Bu nüfuz pek büyüktür. Devletin ve milletin mukadderatında son ve kat'î söz, daima filî [fiili] olarak onundur. Büyük Meclis, hakikî bir kontrol yapmaktadır. Yapılmakta olan işler ve inkılâplar, ancak Büyük Meclisin kanun olarak kabulü ile yerleşebilmiştir.

Büyük Meclis münakaşaları, hükümet azası için birçok ahvalde kolay değildir. Meclisi ikna etmek düşüncesi, vekillerin daima büyük kaygıları olmuştur ve olacaktır.

Şekli tamam yapmak için, Meclisin mutlaka dağıtıcı ve tahrip edici tesirler yapacak tezahüratta bulunması elbette şart değildir. Çok daha alışkın memleketlerin manzaralarını görüyoruz. Türkiye Büyük Millet Meclisinin, hakikî kontrolu yapan ve yıkıcı tesirlerden çekinen manzarası, Türkiyenin siyasî terbiye ve tekâmülünü ilerleten en feyizli vasıtadır.

Türkiye Büyük Millet Meclisinin vatanperverliği daima pek ileri ve memlekete nümune olacak mahiyette olmuştur. Dahilî ve haricî emniyet meselelerinde Meclis pek hassastır ve memleketin bütün varlığını bu mevzular için daima ortaya koyacak temayül gösterir.

Meclis ve Hükûmet azaları için daimî bir memba

Atatürk, meclis ve hükûmet azaları için daimî bir membadır. Göç ve sıkıntılı meseleleri onun huzurunda ve onun son derecede vazıh olan fikirlerini dinliyerek tetkik etmek bir bahtiyarlıktır. İnsanın ümitsizliği gider, neşesi ve kuvveti tazelenir. İnsanın fikrî ve manevî kabiliyetlerini mütemadiyen yıpratan işler içinde, fikir, moral ve tedbir ışığı veren bir Şef, bir enerji hazinesidir. Cemiyetin çetin hayat mücadelesinde kudret, ümit ve neşe ile ısrar etmesi, işte lâzım olan budur. Bu da bize, Atatürk ile müyesser olmaktadır.

Atatürkü bir halk toplantısı içinde görmek hakikî bir zevk, müstesna bir fırsattır. Yarım saat içinde halkın bütün durgunlukları gider, taze ve canlı hayatın neşesi her çehrede uyanır, asıl mühim olanı toplantıda bulunanlarda biribirine karşı sevgi, geniş yürek ve bağlılık hâsıl olmasıdır: Cemiyet fertleri biribirine ve hepsi, Atatürke sarılarak bir kütle hâsıl olmuştur.

Halkın heyecanı

Bu vaziyetlerde halkın heyecanı aşırı dereceyi bulur. Halkın serbestliği de en rahat ve külfetsiz bir haldedir. Herkes en güzel nutuklarını söyler, musiki istidatlıları en iyi marifetlerini tanıtırlar.

Toplantıya hakîm olan zihniyet şudur: İtimadı nefis... Toplantının emelleri bir noktada döner: Yüksek insan cemiyeti olmak... Medeniyet ve ilim yolunda ilerlemek.. Atatürk, Türk cemiyetine itimadı nefsi, ve yüksek insan cemiyeti olmak aşkını, asıl umumî halk toplantılarında telkin etmeğe çalışır.

Atatürkün toplantılarından çıkan herkes, bedbin şeylerden, hayatın dertlerinden ve sıkıntılarından yıkanmış gibidir. Herkes Büyük Önderin yüksekliğini bir daha tasdik etmiştir. Onunla beraber yaşamanın bu memleket için selâmet ve ilerleme olduğunu, yüreğinde bir daha anlamıştır.

Müzakere eden bir heyetin fikir ve münakaşa kuvveti ile kalabalık halk kütlesini heyecan ile nihayet eline alabilmesi onun bariz bir meziyetidir..

İçtimaî mürebbi gibi

Türk cemiyeti, kadınların serbestisi ve hayatın her safhasına iştiraki buhranlarını Atatürkün terbiyevî olan gayret ve faaliyetleri sayesinde kolaylıkla atlatmıştır. Erkekler, kadınlar ile bir arada bulunmaktan utanırlar, kadınlar şaşıracaklarından korkarlardı. Büyük cemiyetlerde herkesin acemiliğini gidermek için ve herkese temiz insan cemiyeti zevkini ve gururunu vermek için, Devlet Reisinin, içtimaî mürebbi gibi saatlerce sarfettiği gayreti görmek, insana hürmet derecesinde hayret verirdi. Açık meydanlarda halka yeni alfabeyi öğretmeğe çalışan şef, yeni Türk cemiyetini ve toplantılarını yaratmak için, daha az yorulmamıştır. Son iki asır zarfında, bu memleketin idaresi, uğradığı felaketler içinde halkın hiddetini yenmek için, bir tek çare bilirdi: Kadınların peçelerini daha kalınlaştırmak ve çarşaflarının uzunluğu hakkında ölçü tayin etmek.. Böyle bir muhitte kadınları, mahkemede aza, dairede memur, mektepte hoca, laboratuarda kimyager haline getirmek için, cemiyeti yalnız kuvvetle değil, asıl kuvvetten başka vasıtalarla sevketmek lâzımdır: İkna, ve terbiye vasıtaları ile..

Bu vazifeyi, başlıca Atatürk bizzat yapmıştır.

Daima muzaffer büyük bir stratej

Atatürkün daima muzaffer olmuş büyük bir stratej olduğu malumdur. Bu ayarda olan büyük kumandanlar, birinci derecede siyaset yaptıkları zaman, tarihte ve muhtelif memleketlerde, çok defa yalnız kuvvetle hakimiyet nazariyesi gütmüşlerdir. Atatürk, siyasî anlayışta büsbütün başka bir varlıktır. Kuvvet ve strateji onun nazarında başka daha büyük emel ve fikirlerin altında ve tesirinde kalmalıdır. Hiçbir zaman haklı ve büyük emellerin müdafaa vasıtası mahiyetinden ileri çıkmamalıdır. Böyle bir anlayış, siyasî emel ve kanaatlerde çok vuzuh ister. Siyaset mücadelelerinde makul ve haklı ve bilhassa kendini aldatmıyan bir tezi, davasına temel yapmak, Atatürkün bariz bir hususiyetidir. Atatürk, bu hususiyetini yeni Türk devletine temel taşı kanaatlerden biri olarak yerleştirmiştir.

Osmanlı İmparatorluğu, son iki asırdanberi, siyasî hedef ve mevcudiyetinde her türlü vuzuh ve ciddiyeti kaybetmişti. Tunus, Cezayir, Mısır, Girit, Bulgaristan, Bosna Hersek, Arabistanın birçok kısımları türlü şekilde kendisinden kat'î olarak ayrlmış iken, Babı ali, buraları kendi toprakları sayar, fakat pay[i]tahtında adliye ve maliye kanunlarını tatbik etmek hakkına malik bulunamazdı, Büyük Harpten sonra, 1918 de Müttefikler ile görüşmeğe hazırlanan imparatorluğun tecrübeli ricali, o kadar büyük hadiseler hiç olmamış gibi sulh şartları içinde bütün Arabistanı ve Avrupadaki daha birçok yerleri istiyordu. Onun için mühim olan, şekil meselesi idi. Asıl memleketi, herkesle beraber idare etmeği de ayni zamanda düşünüyordu.

Bu devirde, yalnız Türk milleti ve Türk yurdu için dava sahibi olarak ortaya çıkan Atatürk, büsbütün yeni bir anlayışın müjdecisi olmuştur. Bu rol sade değildir. Çünkü, yalnız Türk yurdu ve Türk milleti için olan dava, mutlaka kanla ve silâhla kazanılacaktı. Zaferden sonra, ondan evvelki millî tezde kalmak... Ve ondan sonra millî hudutlar içinde bir Türkiyenin siyasetini esas tutmak için Atatürk gibi büyük bir varlık olmak lâzımdı. Bu anlayış bizi çok yanlışlıktan kurtarmış ve bize çok doğru yollar göstermiştir.

Panislamizm, panturanizm siyasetlerini radikal olarak kapı dışarı ettik. Bize düşmanlık etmiyecek memleketlerle ciddî ve dürüst olacak dostluk tesis etmek, bize tabiî bir siyaset oldu.

Milli müdafaa meselelerinde yeni bir nazariye

Milli müdafaa meselelerinde ise, yeni bir nazariye, millî siyasete temel olmuştur. Haksız olmaktan kat'î olarak içtinap etmek lâzımdır. maddî veya manevî bir tecavüze uğradığımız zaman ise, tecavüzün büyüğü veya küçüğü olmaz, Türkiyenin bütün varlığını ortaya koymağa mecburuz.

Atatürk, insanlar arasında olduğu gibi, milletler arasında da emniyet verici münasebetlere ve inanılabilecek sözlere pek ehemmiyet verir. Dahilde ve hariçte emniyet edilir insan ve millet olmak ve böyle insan ve millet ile beraber çalışmak ister. Temas ettiği devlet adamları ve devlet reisleri hakkında iyi hatıraları daima muhafaza etmiş ve teessüs eden dostluklarına sarsılmaz bir vefa beslemiştir. Son defa, İngilterenin büyük hükümdarı ile şahsî tanışmasından hakikî bahtiyarlık duydu. Bu hissiyatın bütün Türk milleti kalbinde yerleşmesi için ciddî olacak çalıştı. Yüksek şahsiyetlerin temasından bütün milletler biribiri ile temasa gelmiş oluyorlar. Sa Majestenin emniyet, muhabbet ve hürmet telkin eden yüksek şahsiyeti, bütün Türk milletini İngiliz milleti ile sıcak sempatik bir surette temasa getirmiş olduğunu bu vesile ile zikretmek, benim için bir bahtiyarlıktır.

Kültür işleri

Kültür işleri, Atatürkün başlıca zevki ve meşgalesidir. Tarih tetebbuları için umumiyetle ve Türk tarihi için hususî olarak sarfettiği emekler dikkate değer. Had devrinde, hergün on saatten aşağı olmıyan ve senelerce süren bir gayret az değildir. Bu çalışmanın âlimler ve mütehassıslarla geçen etüd günlerinde zaman ve saat, tahdit mefhumunu kaybeder. Kumandanlık zamanından kalma bir meleke ile ve bünyesinin müstesna kudreti ile, uzun müddet uykusuz ve istirahatsiz olarak fasılasız çalışabilir. Birçok kere onu, kitapları ve yazıları içinde, yirmi dört ve daha fazla saat fasılasız çalışma içinde bulmuşumdur. Onun tarih çalışmalarının kültürel neticeleri pek mühim olmuştur. Mekteplerin tarih kitapları, kendi nezareti altında yeniden yazılmış, "Asarı Atika" kazıları her vasıta ile teşvik edilmiş, tarih sahnesinde bulunan yeni hakikatler millete bildirilmiş ve enternasyonal âlemin tetkikına arzedilmiştir. İtiyadı veçhile tarih çalışmaları için millî bir cemiyet kuruldu ve bu cemiyet, büyük Kurultaylarda eserlerini ve kanaatlerini teşhir ve izah etmeğe başladı. Bu mesainin millî ve medeni neticeleri mühim olmuştur. Türk milleti, en eski bir insaniyet varlığı ve en eski bir medeniyet cemiyeti olduğunu anlıyarak hem itimadı nefsi, hem medeniyet aşkı artmıştır. Kuvveti ile beraber, fikrinin yeni hakikatlere açılması, onda hakikat sevgisini de arttırmıştır.

Bu memleket, toprağının bir köşesinde, Bizanstan veya Romadan yeni bir eser bulacaklar diye korkardı. Şimdi toprak altından yeni eserler çıkarmağa kendisi çalışıyor, son Alacahöyük kazıları, Tarih Cemiyetinin teşebbüsüdür. Neticeler şimdiden dünyanın dikkatini celbetmiştir. Ayasofyanın Bizans eserleri için müze haline konulması bilmem ki, tefsire muhtaç mıdır? Atatürkün geniş ve yüksek fikrini... Toleransını, hakikat arayıcılığını... Ve memleketin içtimaî ve ilmî bünyesinde vücude getirdiği hayırlı istihalenin derin izlerini, hiçbir şey bu sade misal kadar belirtemez.

Türk Dili üzerinde

Şimdi Türk Dili üzerinde çalışıyor. Türk dilinde salâhiyet ve hakimiyetle çalışmak için mutlak olarak filolojide derin olmaktan başlamıştır. Senelerdenberi süren çalışmalar ayni içtimaî ve münakaşalı usullerle.. Cemiyet teşekkül etti.. Kurultaylar yapılıyor. Eserler büyük toplantılarda teşhir ediliyor. Bu toplantılara enternasyonal büyük âlimler davet ediliyor.. 1936 yazı büyük kongresi Dolmabahçe sarayında toplandı.. Bin kişiyi geçen azası içinde İngiliz, Fransız, İtalyan, Sovyet, Avusturya, Polonya, Alman, Macar, Grek, Bulgar âlimleri de bulunuyordu.

Bütün bu gayretler Atatürkün ideali olan millet yapısını vücude getirmek için ne zor çalışan bir mimar olduğunu gösterir.

Birkaç çizgi ile Şefimizin asıl [asil] bir mimar rolünü anlatmak istedim.. Sayısız devlet ve millet işlerinin içine girmekten sakındım. dahilî ve haricî tehlikelere karşı dikkat ve hazırlık... Siyasî içtimaî kültürel esaslar üzerinde sağlam bünyeli bir millet vücude getirmek, mimarımızın başlıca hedefi ve işidir. Türk milleti, ona, askeri zaferleri kadar, bu zaferlerinden dolayı bağlı ve minnetlidir.

sudafed 07.06.15 14:13

.


Bütün Zaman Ayarları WEZ +2 olarak düzenlenmiştir. Şu Anki Saat: 03:55 .

Powered by MJTurkiye
Copyright ©2000 - 2018, Jelsoft Enterprises Ltd.

Powered by Herkonu team